Bilimsel araştırmalara göre vücut ihtiyacımızın %70 i su %30 u gıda iledir. Bunu Türkiye ekonomisine benzetebiliriz. TUİK verilerine göre 2016 yılı GYSH’mız 861 milyar dolardır. İhracatımız ise 142 milyar dolardır. Bu sonuçlara baktığımız zaman ülkemiz %16 gibi bir rakamla vücuduna gıda girmektedir. %14 lük gıda takviyesine ihtiyacımız vardır. Peki bu takviyeyi nasıl yapıcaz? Tabi ki bunun cevabı toplumumuza ihracatçı düşünce sistemini nakşetmekle olacaktır.

Ülke olarak her şeyi kendi içimizde yaşamayı seven dışarıyla bağımızın az sayılabileceği bir ülkeyiz. En çok ülke gezen vatandaşların ABD olduğu bilinmektedir. Küresel vatandaş olmak yeni yerler keşfetmek, yeni şeyler öğrenmek, kültürel zenginlik kazanmak aynı zamanda ihracatçı düşünce yapısını beslemektedir. Bu bilgiye göre ABD’yi ele alalım. Neden ABD markaları küresel markalardır? Neden ABD ziyaretlerimizde gördüğümüz birçok ürünü, markayı kendi ülkemizde de görebiliyoruz? Bunun nedeni aslında çok basit. ABD de yapılan hiçbir işin yerel sınırlar içerisinde düşünülmemesinden kaynaklanıyor. Bir iş yapacakları zaman bunun temelinde oluşan düşüncenin ulus aşırı, küresel bir düşünce yapısnıda olmasından kaynaklanıyor.

Aynı bağlamda Türkiye’yi ele aldığımız zaman genelimizin düşünce yapısı kendi yağında kavrulmak şeklindedir. İşimizin herkese hitap ettiği takdirde 80 milyon kişiye hitap edebilmektedir. Halbuki dünyada 7 milyar insan yaşamakta ve kendimizi dünyanın %1.15 i ile sınırlı tutmaktayız.

Anlattıklarımızın temelinde yatan sorunlardan biriside dil sorunumuzdur. Ülke olarak dil öğrenmekte çok büyük sorunlar yaşıyoruz. Bu sorunların nedenlerinden birisi ise yine yerel düşünmekten kaynaklanıyor. Yabancı dili düşünce yapımızda ulaşılamaz bir noktaya koymak ve bu noktadan dolayı bildiklerimizi de yanlış konuşurum korkusuyla konuşmamaktır. Halbuki dil gelişimi o dili kullandıkça olmaktadır.

Yabancı dil sorunu da bu noktada ihracatçı düşünce yapımıza engel teşkil etmektedir. İhracat yapmak için sanıldığı gibi çok üst düzey kusursuz İngilizceye gerek yoktur. Günümüz teknolojisi olan translate (çeviri) uygulamalarından faydalanarak günümüzde birçok işimizi sonuçlandırabiliyoruz. Bu teknoloji o kadar gelişti ki Türkçesini doğru yazdığımız takdirde birebir doğru çeviren noktadayız. Ayrıca dünyanın daha çok küreselleşmesine katkı sağlayacak şekilde teknoloji hızla gelişmektedir. Bunlara uluslararası konferanslarda dağıtılan kulaklıklar sayesinde anında çeviriyi örnek gösterebiliriz ve şunu da bilmeliyiz ki teknolojinin önünde hiçbir engel yok ve bu teknolojiler her geçen gün daha da gelişmektedir. Bu kapsamda ileride dil sorununa çözüm sunacak birçok yeni teknoloji gelecektir.

Teknolojinin dışında dil gereksinimlerine baktığımız takdirde anadilin dışında başka bir dilde konuşulduğunda hiçbir müşteri veya ülke (resmi kurumlar hariç) sözlü konuşmalarda kusursuz bir dil aramaz ve aramaması gerekir.

İhracatçı düşünmek ülkeye ulus aşırı, küresel vizyon katacaktır ve bu vizyon ışığında ülkenin gelişimi artacaktır. Şirketler bazında baktığımız takdirde üretilen veya ticareti yapılan ürünlerin ihracata taşındığı takdirde yurtdışı gelir sayesinde yaptığı yatırımları artıracaktır.

Bu şirketler 80 milyonluk bir pazarın oyuncusuyken 7 milyar kişilik bir oyuncu haline gelecektir ve bu pazardan pay almaya çalışarak ülkesine değer üretecek hale gelecektir. Genel anlamda baktığımız zaman ihracatçı düşünmek misyon değerlerimizi değiştirecek ve yerelden küresel düşünce yapısına doğru bir dönüşüme girecektir. Bu dönüşüm sayesinde kendi içinde rekabet ederek var olmaya çalışan bir ülkeden dünya da söz sahibi ürün ve firmalara sahip olan ihracatı artırmış ve artırmak yolunda misyon ve vizyona sahip bir ülke konumuna gelecektir.

Yazar : Cihad