Gecenin karanlığına küfretmek gibi bir durum Türkiye markası üzerine konuşmak ve yazmak. Bin yıllık dezavantajları ve negatif algıların sonucunu yaşarken, dünyada aleyhine reklam ve algı yaratılmak istenen bir marka daha var mıdır? Osmanlıdan korkan Avrupalının öcüsü olmaktır Türk olmak, Afrika’da dosttur, sağlıktır, ama tüccar değildir. Yaptığın iyiliklerle anılmak değildir Türk olmak. Yanlışlıkların büyütüldüğü mecradır Türklük. Bir tarafta olmak için çalışan Türkiye diğer tarafta yok etmek için uğraşan dünyanın bilmem kaç milleti.

Peki hiç mi suçumuz yok? Suçun büyüğü bizde. Şimdi herkesin ne bilip ne düşündüğünü yada nasıl yapılacağını tartışmak bence çokta gerekli değil. Çünkü hepinizin bu konuda bir çok çalışma fikir ve düşüncesi olduğunu biliyorum. Benim önerim Tanıtma Bakanlığı yada Stratejik olarak sadece bu amaçla çalışacak bir kurumun 20 yıllık bir plan yapması ve bunu ilkokulda birinci sınıfta matematik ve İngilizcenin yanında öğretmesidir. Başka türlü biz bu sıkıntıdan kurtulamayacağız. Bugün mal ve ürün ihracatı yaparken kullandığımız bir dil ile şunu söylüyoruz. 2017 Ağustosun da yani bu gün 1 kg Türk Malının fiyatı 1.6 euro iken ve ihracatımız 160 milyar dolar iken aynı ürün sadece Alman malı olduğunda fiyatı 4.7 euro ve ihracatımız 500 milyarın üstünde olacak.

Algı yönetimi yaklaşım ve diyasporamızla bütünleşemeyen ülke iktidarları ve yöneticiler dünyanın her yerine yayılmış Türkler ile bunu başaramamıştır. Dün yapmalıydık. Bugün geç kalmadık. Başlamalıyız. Hemen şimdi bir an önce bu konuda çalışmalıyız. Dünya ile Avrupa ile barışmalı ve içinden Türkiye geçen aksiyonlarla dünyanın bize dokunmasını sağlamalıyız. Bugün TVlarımızı açtığımızda Avrupa da savaş bölgesi gibi lanse edilen bir ülke görmek istemiyorum. Kuzey Afrika’da Fas’ta Otel odasında 11 haber kanalının 10 unda Türkiye – Terör – Savaş – Suriye – Bomba – PYD – Fetö görmek istemiyorum. 500 milyar dolar hedefine ulaşmak bile bu ülke ortak hedef olamadı. Bir iktidar projesi olarak kaldı. Bunu istemek ülkenin ilerlemesini istemektir. Bunun için çalışmak bile bize ortak paydada buluşmak için yetmedi. Bu yüzden bu işi çok ama çok ciddiye almak gerekir.

Sağlık Turizminin bir hizmet sektörü olması nedeniyle pazarlamada öne çıkan öncelikler; Bölgesellik (Ulaşım en önemli Faktör), Kültürel Yakınlık, Çalışan Personelin hastanın dilini ve kültürünü bilmesi, Kaliteli ve müşteriye odaklı sağlık hizmeti sunumu, Uluslararası bilgi paylaşım, iyi uygulamaların takibi, tüm bunlar sağlık başlığı içinde değerlendirildiğinde teknik açılım olarak doğru ama eksiktir. Sağlık insanın kaybettiğinde değerini anladığı ve bir o kadarda mantıktan uzaklaştığı alandır. Bu alanda yapılan çalışmalar aslında insanın minnet duygusu ile gelişen bir marka desteği ve katelizörede sahiptir.

Bu alanda yapacağınız çalışmalarda ki başarı ve mükemmeliyetçi yaklaşım ve hizmet topyekün dünyada marka algınıza ek katkılar sağlayacaktır. Tıp biliminin doğası gereği insanlar tarafından algılanış biçimi “hayat kurtaran” dır. Bunu yapan, yapmayı beceren şifanın peşindeki insan duyulan minnet ve ödül Türk Markası için çok önemli potansiyeller barındırmaktadır.

Bu nedenle dünya vizyonunda bakmak “İsviçreli bilim adamları” “Amerikalı Teknoloji Şirketleri” “Alman Mühendisler” “Japon Mucitler” in yanına “Türk Doktorlar” için acil ve hızlı bir planlama ile hedef konmalıdır. Bunun için klinik araştırma fonları, çok dilli Tıp fakülteleri, Yurt dışı uzmanlık Programları, Mesleki Erasmus, Sınır Tanımayan Türk Doktorları gibi model ve projeler ile bu alanda hızla bir “Türk Nesli” çalışması yapmalıyız. Özellikle yurt dışındaki 2. Ve 3. Kuşak Türk diyasporasının eğitim eğilimlerini sağlık, sağlık hizmetleri, tıp ve tıbbi araştırma odaklı yönlendirmeliyiz. Bu alanda gelecek tüm talebi karşılayacak bir çalışmayı başlatmalıyız…